Yazı İçeriği
Multiple miyeloma nedir? Hangi bulgularla ortaya çıkıyor? Her multiple miyeloma aynı mı? Tedavi seçenekleri çeşitleniyor

Multiple miyeloma, az biliniyor ama sık görülüyor...

Multiple miyeloma, toplum tarafından az bilinen ancak görülme sıklığı giderek artan bir kan hastalığı. Bu artış, daha kolay tanınmaya başlamasıyla açıklansa da halen teşhiste gecikmeler yaşanıyor. Hastalığın belirsiz bulguları, uzmanlık dalları arasındaki iletişim eksikliği, hematoloji ve onkoloji dışındaki uzmanlık alanlarının bu rahatsızlık hakkında yeterli tecrübelerinin olmaması gibi nedenler tanıyı zorlaştırıp, yaşamsal riske yol açan gecikmelere neden olabiliyor. “Myeloma Euronet’in toplam 42 ülkede hekim, hasta ve hasta yakınlarına uyguladığı anket; multiple miyelomanın sadece ülkemizde değil, birçok Batılı ülkede de toplum ve hekimler tarafından iyi bilinmediği gerçeğini ortaya koyuyor” diyen Acıbadem Maslak Hastanesi Hematoloji Uzmanı Prof. Dr. Mustafa Çetiner, konuyla ilgili sorularımızı yanıtladı.


Multiple miyeloma nedir?

Bu hastalık, kemik iliğinde plazma adı verilen bir grup hücrenin kontrol dışı ve anormal artışına bağlı olarak ortaya çıkıyor. Normal koşullarda plazma hücreleri organizma için gerekli bir grup protein yani antikor üretiyor. Bağışıklık sistemi için gerekli olan bu proteinler, immunoglobulin G, A ve D gibi farklı isimler alıyor. Oysa multiple miyeloma hastalığında artan plazma hücreleri, sadece tek tip, fonksiyonu olmayan, anormal bir protein salınımına yol açıyor. Bu hastalıkta, söz konusu plazma hücreleri birtakım genetik anormalliklerin etkisi ya da çevresel nedenlerle kendi kendilerine bir otonomi kazanıyor. Böylece olması gerektiğinden çok daha fazla sayıda yapılıyor ve vücudun gereksinimine aldırmadan, anormal tipte bir protein salgılıyorlar. Bu anormal protein de multiple miyeloma adını alıyor. İmmunoglobulin G salıyorsa “immunoglobulin G tipi”, A salınıyorsa “immunoglobulin A tipi” gibi... Bu immunoglobulinlerin her biri aslında normal salındıklarında bağışıklık sistemiyle ilgili önemli fonksiyonları oluyor. Ancak multiple miyeloma tablosunda bu anormal proteinlerin herhangi bir fonksiyonu bulunmuyor.

Hangi bulgularla ortaya çıkıyor?

Söz konusu hücreler sayıca çok artınca kemik iliğini ele geçiriyor. Bu da kemik iliğinin normal fonksiyonlarını yapamamasına, kırmızı kan hücresi yapımının baskılanmasına ve kansızlığa yol açıyor. Ayrıca normal antikorların yapımında da ciddi eksiklikler ortaya çıkıyor. Bağışıklık sistemi görevini yerine getiremediği gibi hastalar enfeksiyonlara duyarlı hale geliyor. Kemik iliğinde sayıca artan plazma hücreleri, diğer seri normal kemik iliği hücrelerinin yapımına engel olabiliyor. Bu engelleme; hastalarda kansızlığa, kimi zaman da kanama eğilimine yol açıyor. Sonuçta; yorgunluk, halsizlik ve baş ağrısı gibi bulgular ortaya çıkabiliyor.

Anormal plazma hücrelerinin salgıladığı anormal proteinler böbreklerden atılırken, böbrek tübüllerini tıkıyor ve ciddi böbrek hasarı oluşturabiliyor. Dolayısıyla bir diğer bulgu da böbrek yetmezliği oluyor. Kemiklerdeki doku kaybı da bir başka sonuç! Hastalarda zımbayla delinmiş gibi kemik lezyonları ortaya çıkıyor. Kemik kaybına bağlı şiddetli kemik ağrısı ve kendiliğinden ortaya çıkabilen kırıklar görülebiliyor. Bu nedenle de hastaların bir bölümü hekime ağrı şikayeti ile başvuruyor. Öte yandan kanda kalsiyum değeri anormal şekilde yükselebiliyor. Buna bağlı olarak böbrek hasarında artış, yorgunluk, kalp ritminde bozukluk, mide bulantısı, kusma gibi bulgular ortaya çıkabiliyor. Kimi hastalar ise kalsiyum değerlerinin anormal yükselmesi bulgusuyla hekime başvuruyor. Yani genel olarak baktığımızda multiple miyelomalı hastalarda enfeksiyonlara yatkınlık, kansızlık, böbrek fonksiyon bozukluğu, kalsiyum değerlerinde artış, kemikte ciddi lezyonlar ve buna bağlı ağrı gibi bulgular ortaya çıkıyor.

Her multiple miyeloma aynı mı?

Salınan anormal protein miktarı, kemik iliğindeki anormal plazma hücre sayıları ve kansızlık, böbrek fonksiyon bozukluğu, kalsiyum yüksekliği ve kemikte anormal lezyonların olup olmaması hastalığı gruplara ayırıyor. İlki, MGUS denilen grup. Bu grupta anormal bir hücre popülasyonu ve protein salınımı var ama hastanın hiçbir şikayeti yok. Çoğu zaman tesadüfen fark ediliyor ve anormal protein miktarı belli bir sınırın altındaysa bu hastalarda herhangi bir tedaviye gerek olmuyor. Protein miktarı belli bir sınırın üzerine çıkarsa ve kemik iliğindeki plazma hücresi sayılarındaki artış da belli bir noktanın üzerine geçerse, hastalık “asemptomatik miyeloma” ya da “bulgu olmaksızın ortaya çıkan miyeloma” adını alıyor. Burada da genel yaklaşım hastaları tedavi etmemek yönünde. Hastalarda kansızlık, kalsiyum değerinde artış, böbrek fonksiyon bozukluğu ve kemik anormallikleri ortaya çıkmadığı sürece teorik olarak çok özel durumlar dışında herhangi bir tedaviye gerek olmuyor. Semptomatik yani bulgu veren miyelom ise bu sürecin son aşaması. Burada protein miktarı belirgin olarak artmış, kemik iliğinde anormal hücre miktarı çoğalmış, kansızlık ortaya çıkmış, kalsiyum değeri yükselmiş, böbrek fonksiyonları bozulmuş veya kemikte anormallikler ortaya çıkmış oluyor. Bunlardan sadece birinin bile olması yetiyor. Semptomatik miyeloma tanısı alan hastaların, mutlaka tedavi edilmesi gerekiyor.

Tedavi seçenekleri çeşitleniyor

Bundan 10-15 yıl önce hekimlerin elinde çok az tedavi seçeneği vardı. Bugün ise yapılan araştırmalar sayesinde tedavi yöntemlerinde artış olduğu görülüyor. Güncel tedavilerin çoğunun ülkemizde uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Mustafa Çetiner, “Multiple miyelomanın klasik tedavisinde kullanılan ilaçlar artık kemoterapi ilaçları değil. Bunlar kullanılsa da çok düşük, kabul edilebilir dozlarda oluyor. Tedaviye genellikle yeni ilaçlarla başlanıyor ve belli oranda başarı sağladıktan sonra hastanın kendi kemik iliği kullanılarak otolog kemik iliği nakli yapılıyor. Otolog nakil, hastaların büyük kısmına gerekiyor ve sağkalım sürelerini uzatıyor. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta, multiple miyelomanın kronik bir hastalık olduğu! Yani hastaların tamamen tedavi edilemeyen, ortadan kaldırılamayan ama kontrol altına almanın mümkün olduğu bu hastalıkla yaşamayı öğrenmesi gerekiyor. Uygun tedavi ve bakımla sağkalım oranları çok hızlı bir biçimde artıyor ve tedavi seçenekleri çeşitleniyor” diyor.